Sabri ASLIŞEN
Köşe Yazarı
Sabri ASLIŞEN
 

ANKARA‘DAKİ DAYI…

Ankara’ya iş aramaya   giden genç adam, bir yakınını ziyaret eder... Bu ziyaretin temel amacı dayısının öğüdünü duymak, ziyaret etmek ve kendisine iş bulmaktır. İyi sayılabilecek bir üniversiteden mezun olmuştur ve artık ailesine de yük olmak istememektedir... Mühendis, müsait bir zaman ve günde kendisine çok yakın bulduğu dayısını ziyarete gider, söz dönüp dolaşır, kendi meramını anlatmaya gelir. -Bildiğiniz gibi okuldan mezun oldum. İş arıyorum. Ancak, mesleki tecrübelerinizden de istifade etmek isterim... Ben memur mu olayım? Kendi işimi mi kurayım? Yoksa şirketinizde bana bir iş imkanı var mı? diye sorar... Dayısı, sert bir ifadeyle, “Kalk, şu raftaki kırmızı kabuklu defteri bana getir.” diye cevap verir. Genç mühendis kalkar, raftan defteri alır, dayısına verir... Dayısı, defteri açar ve içinden çok eski ama üzerinde tarihi bulunan ve kolay okunabilen Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden de olan mektup sahibinin kendi inşaat y. mühendis oğluna- kendisine, İzmir Bayındırlık Müdürü iken yazdığı mektubu defterden çıkarır, açar ve genç mühendise uzatıp, okumasını söyler... Bundan sonrasını mühendis bugün şöyle anlatıyor; Dedemin dayıma yazmış olduğu mektup, yıllar sonra torunu olarak elime geçti ve onu soluksuzca okudum... Dayıma baktım. Okuduğumu anlayıp, anlamadığımı sordu ve devam etti: “Hayatta başarılı olmanın şartlarından biri de belli bir tecrübeden sonra iş hayatına girmedir. Bunun için de şöyle bir oran vardır... Hayatta ilk 5 yıl başkasına çalışacaksın, sonraki 5 yıl hem başkasına hem kendine çalışacak, ardından gelen beş yıllarda da kendine çalışmayı hedefleyeceksin... Toplum için, ülken için çalışacaksın... Kendine çalışacaksın derken hep bana hep bana düşünmeyeceksin yani... Başarının bir şartı da budur.” dedi ve ekledi; “Bak, ben bugün seni Devlet Su İşlerine, Karayollarına, hatta Askeriye’ye gönderebilirim. Sana orada bir iş verirler... Sayemde iş bulursun ama şunu bil ki ülkede işsizlik var. Normal şartlarda hiçbir yerde iş bulamazsın... Belirttiğim yerlere, seni ben gönderdiğim için iş verirler. Fakat, üç-beş ay sonra orada çalışan başka bir mühendise bir kulp bulup işten çıkarabilirler... O kişi işsiz kalır... Yeni evli, borçlu olabilir... Eşi hamile, evi kirada olabilir... O ve benzeri insanlar bu halleri ile işsiz kalabilir... Bu günaha ben ortak olmam. Bu günahı tek başına üstleniyorsan, seni buralara göndereyim...” Ben de bunları duyunca, hiç tereddüt etmeden “Hayır... Böyle bir şeye ben de girmem...” dedim... Saygıdeğer dayımla yaşamış olduğum bu anıyı, 30 yıl sonra kendisini tekrar ziyaret ettiğimde sordum... Acaba hatırlayabiliyor muydu? Kendisinden bir cevap alamayınca, yaşadıklarımızı ve bana söylediklerini tekrar kendisine anlattım... Bu esnada çok kıymetli eşi de yanımızdaydı... Dayım, eşine dönerek; “Bak hatun, ben bizimkilere neden Devlette ve şirketimde iş vermedim? Anlıyor musun? Bizimkilere iş verseydim, ülkede iki genç kızımız bugün işsiz kalacaktı.!” Yıllar önce oğlu için yazdığı mektup, yıllar sonra torununa da okumak nasip olmuş... Oğul, babası tarafından kendisine yazılan mektubu kırmızı kaplı defterin içinde saklayarak, odasındaki kitaplığa koymuş... Yıllar sonra iş aramak için kendisini ziyaret eden yeğenine dedesinin mektubunu okutmuş... Dede tarafından yıllar önce yazılan bu mektubun her satırında o kadar ince mesajlar verilmiş ki, işe ihtiyacı olan Ardeşenli genç bir mühendis, vicdanının sesine kulak vererek, iş için referans olduğu dayısının tekliflerine hayır demişti... Şimdilerde çeşitli meslek dallarında iş arayanlar, yukarıda bahsi geçen genç mühendisimizin yaptığını yaparlar miydi? Bilinmez! Kırmızı kaplı defterin içinde saklı olan mektupta yazılan “..belli tecrübeden sonra kendi işini kur.” öğüdü ile Dayısının beş yıl başkasına, sonraki beş yıl hem başkasına hem kendine ve sonraki beş yıllar da kendine ve şimdiki sen gibi gençleri işe alıp onlara iş vererek çalışacaksın öğüdü ile birleştirildiğinde görülüyor ki, günümüzde de bu öğüt ve tavsiyeler güncelliğini koruyor ve yakın gelecektede korumaya devam edecek... 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü…Tüm sektörlerde görev alan işçi ve emekçilerimizin bayramını kutluyorum… Sabri Aslışen / Ankara
Ekleme Tarihi: 30 Nisan 2024 - Salı
Sabri ASLIŞEN

ANKARA‘DAKİ DAYI…

Ankara’ya iş aramaya   giden genç adam, bir yakınını ziyaret eder... Bu ziyaretin temel amacı dayısının öğüdünü duymak, ziyaret etmek ve kendisine iş bulmaktır. İyi sayılabilecek bir üniversiteden mezun olmuştur ve artık ailesine de yük olmak istememektedir... Mühendis, müsait bir zaman ve günde kendisine çok yakın bulduğu dayısını ziyarete gider, söz dönüp dolaşır, kendi meramını anlatmaya gelir.
-Bildiğiniz gibi okuldan mezun oldum. İş arıyorum. Ancak, mesleki tecrübelerinizden de istifade etmek isterim... Ben memur mu olayım? Kendi işimi mi kurayım? Yoksa şirketinizde bana bir iş imkanı var mı? diye sorar... Dayısı, sert bir ifadeyle, “Kalk, şu raftaki kırmızı kabuklu defteri bana getir.” diye cevap verir. Genç mühendis kalkar, raftan defteri alır, dayısına verir... Dayısı, defteri açar ve içinden çok eski ama üzerinde tarihi bulunan ve kolay okunabilen Cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden de olan mektup sahibinin kendi inşaat y. mühendis oğluna- kendisine, İzmir Bayındırlık Müdürü iken yazdığı mektubu defterden çıkarır, açar ve genç mühendise uzatıp, okumasını söyler... Bundan sonrasını mühendis bugün şöyle anlatıyor; Dedemin dayıma yazmış olduğu mektup, yıllar sonra torunu olarak elime geçti ve onu soluksuzca okudum... Dayıma baktım. Okuduğumu anlayıp, anlamadığımı sordu ve devam etti: “Hayatta başarılı olmanın şartlarından biri de belli bir tecrübeden sonra iş hayatına girmedir. Bunun için de şöyle bir oran vardır... Hayatta ilk 5 yıl başkasına çalışacaksın, sonraki 5 yıl hem başkasına hem kendine çalışacak, ardından gelen beş yıllarda da kendine çalışmayı hedefleyeceksin... Toplum için, ülken için çalışacaksın... Kendine çalışacaksın derken hep bana hep bana düşünmeyeceksin yani... Başarının bir şartı da budur.” dedi ve ekledi; “Bak, ben bugün seni Devlet Su İşlerine, Karayollarına, hatta Askeriye’ye gönderebilirim. Sana orada bir iş verirler... Sayemde iş bulursun ama şunu bil ki ülkede işsizlik var. Normal şartlarda hiçbir yerde iş bulamazsın... Belirttiğim yerlere, seni ben gönderdiğim için iş verirler. Fakat, üç-beş ay sonra orada çalışan başka bir mühendise bir kulp bulup işten çıkarabilirler... O kişi işsiz kalır... Yeni evli, borçlu olabilir... Eşi hamile, evi kirada olabilir... O ve benzeri insanlar bu halleri ile işsiz kalabilir... Bu günaha ben ortak olmam. Bu günahı tek başına üstleniyorsan, seni buralara göndereyim...” Ben de bunları duyunca, hiç tereddüt etmeden “Hayır... Böyle bir şeye ben de girmem...” dedim...
Saygıdeğer dayımla yaşamış olduğum bu anıyı, 30 yıl sonra kendisini tekrar ziyaret ettiğimde sordum... Acaba hatırlayabiliyor muydu? Kendisinden bir cevap alamayınca, yaşadıklarımızı ve bana söylediklerini tekrar kendisine anlattım... Bu esnada çok kıymetli eşi de yanımızdaydı... Dayım, eşine dönerek; “Bak hatun, ben bizimkilere neden Devlette ve şirketimde iş vermedim? Anlıyor musun? Bizimkilere iş verseydim, ülkede iki genç kızımız bugün işsiz kalacaktı.!”
Yıllar önce oğlu için yazdığı mektup, yıllar sonra torununa da okumak nasip olmuş... Oğul, babası tarafından kendisine yazılan mektubu kırmızı kaplı defterin içinde saklayarak, odasındaki kitaplığa koymuş... Yıllar sonra iş aramak için kendisini ziyaret eden yeğenine dedesinin mektubunu okutmuş... Dede tarafından yıllar önce yazılan bu mektubun her satırında o kadar ince mesajlar verilmiş ki, işe ihtiyacı olan Ardeşenli genç bir mühendis, vicdanının sesine kulak vererek, iş için referans olduğu dayısının tekliflerine hayır demişti... Şimdilerde çeşitli meslek dallarında iş arayanlar, yukarıda bahsi geçen genç mühendisimizin yaptığını yaparlar miydi? Bilinmez!
Kırmızı kaplı defterin içinde saklı olan mektupta yazılan “..belli tecrübeden sonra kendi işini kur.” öğüdü ile Dayısının beş yıl başkasına, sonraki beş yıl hem başkasına hem kendine ve sonraki beş yıllar da kendine ve şimdiki sen gibi gençleri işe alıp onlara iş vererek çalışacaksın öğüdü ile birleştirildiğinde görülüyor ki, günümüzde de bu öğüt ve tavsiyeler güncelliğini koruyor ve yakın gelecektede korumaya devam edecek...
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü…Tüm sektörlerde görev alan işçi ve emekçilerimizin bayramını kutluyorum…
Sabri Aslışen / Ankara

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ardeseninsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.